Hasta Haklarının İlk İzlerine Osmanlı'da Rastlıyoruz

Üniversitemiz Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Faruk Tonga geçtiğimiz günlerde Antalya’da düzenlenen 9. Hasta ve Çalışan Hakları Kongresinde yaptığı bir sunumla sözlü bildiri dalında birinci oldu.

Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesinde buluştuğumuz Dr. Tonga, Osmanlı döneminde hasta haklarını anlatarak, Osmanlı'nın çağdaşı Avrupa’dan çok daha ileride olduğunu söyledi. Sabuncuoğlu Şerefeddin’den de bahseden Tonga, Fatih döneminin Amasyalı Hekimi Sanbuncuoğlu’nun hala tıp dünyası için bir ilham kaynağı olduğunu ifade etti.

MÜZE

Osmanlı Döneminde Hasta Hakları Formlarının İlk Örneklerine Rastlıyoruz

Yaklaşık elli sunum arasından Hasta Hakları Açısından Rıza Formları; Avrupa ve Osmanlı Tarihi başlıklı sözel bildirisiyle üniversitemizi başarıyla temsil eden Dr. Tonga, Avrupa ve Osmanlı’daki ‘hasta hakları’ uygulamalarını karşılaştırdı. Osmanlı’da günümüzün Aydınlatılmış Onam Formlarının ilk örneklerine rastladığını kaydeden Tonga Osmanlı döneminin rıza senetlerini sunumunda örneklerle anlattı.

Günümüzün aydınlatılmış onam formunun amacının hastaya konulan teşhis, uygulanacak tedavi ve oluşabilecek riskler açısından hastayı bilgilendirmek ve tıbbi işlem için hastanın rızasını almak olarak özetleyen Tonga; ‘’Osmanlı döneminde ise bu formaların ilk örneklerine rastlıyoruz. Bunlara genel olarak ‘rıza senedi’ veya ‘hüsn-ü rıza’ adı verilmiş ve mahkeme kayıtlarında saklanmıştır. Osmanlı hukukunda kişinin hayat hakkı irade hürriyetinden önce geldiğinden, iyileşmez bir hastanın ötenazi için vereceği izin geçersiz; fakat ağrıyan dişin, mesanedeki taşın alınması için verilen izin geçerlidir. Bu sebepten, daha ziyade teknik imkansızlıklar nedeniyle sonucun ne olacağı bilinmeyen cerrahi müdahale öncesi kadı ve şahitler huzurunda hekime izin verilme yoluna gidilmiştir. Bu noktada hastanın yazılı veya sözlü muvafakati yeterli görülmemiş, ayrıca sonradan çıkacak anlaşmazlıkların bertaraf edilebilmesi için mahkemede şahitler huzurunda teyit ve tescili istenilmiştir.’’ dedi.

Osmanlı hukukunda hekimlik uygulamaları bağlamında hekimin hukuki sorumluluğunu belirleyen bazı ölçütler bulunduğunu kaydeden Tonga; bunları, hekimin mesleğinde bilgili ve ehliyetli olması, fiilin tıbbi ölçülerde gerçekleştirilmiş bulunması ve yapılacak girişime önceden izin verilmiş olması olarak belirtti. Tonga, yapılan tıbbi girişimin yukarıdaki ölçütlere uyması halinde hekimin ya da sağlık personelinin işledikleri tıbbi fiil sonucu neden oldukları zarardan sorumlu tutulmadıklarını da sözlerine ekledi.

Osmanlı’da hekimin/cerrahın yapılacak tıbbi girişim öncesinde yerine getirmesi zorunlu olan izin alma işlemi ya da bilinen adıyla rıza senedi uygulamasına dair literatürde pek çok örnek bulunduğunu kaydeden Dr. Tonga; ‘’Geçmişten bugüne kadar Türklerde hekim ve hasta arasındaki ilişkilerle ilgili gelişmeler birçok arşiv belgesinde detaylı olarak vardır ve bunlar çeşitli konuları kapsamaktadır. Özellikle bu belgelerden hekim sorumluluğu ve hekim görevlerine önem verildiğini öğreniyoruz.’’ dedi.

MÜZE3

Avrupa'da Tedavide Otoriteye Boyun Eğmek Esastı

Osmanlı’da durum böyleyken Avrupa’da ise 19. yüzyıla kadar ‘tedavide otoriteye boyun eğmenin esas olduğunu’ söyleyen Tonga; iki ayrı kültürün aynı konuda bu derece farklı yaklaşımlar uygulamasını ve konunun objesi olan hastaya yaklaşımda zıt muameleler uygulanmasını şu sözlerle özetledi.

’Antikçağ, orta çağ ve erken aydınlanma çağı boyunca, tıp etiği ağırlıklı olarak tıp mesleği içinde gelişti. Birkaç istisna dışında, hastalardan rıza alma ya da kendi kaderini tayin hakkına ciddi bir önem verilmemiştir.

Ancak 18.yüzyıl ve 19.yüzyılda hastalara karşı dürüst olma, etik ilkeler ve erdemleri ara sıra tartışılmış olsa da genel kanaat, büyük oranda tıbbi bilgilerin dikkatle yönetilmesi yoluyla tıbbi çıkarların maksimize edilmesiydi. Bu tartışmalarda temel kaygı; durumlarını ani ve ciddi bir şekilde öğrenecek olan hastalara zarar vermeden bu açıklamaları nasıl yapacaklarıydı. Hatta tamamen aldatma, ahlaki açıdan zararın önlenmesi için uygun bir yol olarak haklı gösterildi.

Batı’da rıza senedi kayıtların ancak 20.yüzyıl sonrasında görülmeye başlandığı göz önüne alındığında, tıp etiğinin tarihi gelişimi bakımından Osmanlı Devleti’nin bulunduğu nokta daha iyi anlaşılmaktadır. Bursa, Konya, Kayseri, Ayıntap, Halep gibi mahkeme kayıtlarından da anlaşılacağı üzere Osmanlı’da rıza senedi uygulaması Osmanlı sınırları dahilinde hukuk sistemi içerisinde mevcudiyeti inkâr edilemeyecek derecede yaygın bir uygulamadır.’’

Osmanlı Devleti’nde sağlık turizminin örneklerine de rastlandığını kaydeden Tonga, Osmanlı tebaası dışında Acem diyarından (İran) hastaların tedavi olmak için Osmanlı hekimlerine başvurduğunu incelediği belgelerde karşısına çıktığını söyledi.

MÜZE5

Bimarhaneler Günümüzün Tıp Fakültelerine Benziyordu

Sunumunda Fatih Sulatan Mehmet döneminin ünlü hekimlerinden Amasyalı Sabuncuoğlu Şerefeddin’den de bahseden Tonga; şu anda müze olarak kullanılan Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesinin Amasya’da İlhanlı döneminden günümüze ulaşan tek eser olan olduğunu söyledi. Sabuncuoğlu’nun Amasya Bimarhanesinde 14 yıl hekimlik yaptığını söyleyen Tonga; ‘’Bimarhaneler günümüzün tıp fakültelerine benziyordu. Bir yandan öğrencilere tıp bilgileri verilirken, diğer yandan da hastalar tedavi ediliyordu.’’ dedi.

MÜZE1

Sabuncuoğlu Şerefeddin’in kullandığı cerrahi malzemelerin birebir kopyalarının sergilendiği müzeyi ziyaret eden Tonga, bu malzemelerin çağının çok ilerisinde olduğunu günümüzün cerrahi malzemeleriyle benzerliğinin çok büyük olduğunu kaydetti.

Hekim Bereket Efendi 14. Yüzyıl'da Meslek Etiğinden Bahsediyor

Sabuncuoğlu’nun hastalarını müzikle tedavi ettiğini söyleyen Tonga; Türk musiki ve makam usullerinin ayrı karakterleri bakımından farklı etkiler yapacağı için hastanın durumuna göre dikkatli kullanılması gerektiği; bunun için de hekimin derin musiki kültürünün bulunması gerektiğini söyledi.

MÜZE4

Tonga ‘’19. yy’a kadar Avrupa’da akıl hastalarına şeytan tarafından ruhu ele geçirilmiş ancak cismen insan olan varlıklardı ve bu insanlara buna göre kötü muamele yapılıyordu. Osmanlı’da ise akıl hastaları sadece meczubdular yani hasta idiler. Bu bağlamda da Sabuncuoğlu’nun çağının ne kadar ilerisinde bir bilim insanı olduğuna tanıklık ediyoruz. Bir başka örnekte ise 14. yüzyılın ünlü Türk Hekimi Bereket Efendi Anadolu’nun ilk Türkçe tıbbi kitabı olan Tuhfe-i Mübarizi’yi yazmış ve bu kitapta meslek ahlakından bahsetmiştir. Bereket Efendi kitabında ‘Hekim sinirlerine hâkim olmalı ve asla hastaya kızmamalıdır.’’ demektedir.’’ ifadelerini kullandı.

 


 

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü