Büyük Liderler Zor Zamanlarda Ortaya Çıkar

Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Kâmil Aydın’ın sunumuyla ‘Doğumunun 100. Yılında Başbuğ Alparslan Türkeş’ konulu bir konferans düzenlendi. Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen sempozyuma kalabalık bir izleyici grubu katıldı.

Amasya’da akademik kimliğiyle gençlerle buluşmaktan dolayı mutlu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kâmil Aydın; ‘’Şehzadeler Şehri Amasya, önemli bir şehir. Osmanlı döneminde tarih akışına yön vermiş şehzadeleri yetiştiren bu şehir, aynı zamanda Cumhuriyetin temellerinin de atıldığı şehirdir.’’ dedi.

kamil aydın1

Türk Milleti Esareti Reddetti

Büyük liderlerin çok meşakkatli süreçlerde ortaya çıktığını kaydeden Prof. Dr. Aydın; ‘’Bunu yakın tarihimize bakarsak çok net görürüz. Özellikle Kurtuluş Savaşı yıllarında görmekteyiz. Ülke işgal altında ve kimler tarafından paylaşılmasının hesaplandığı bir dönemde, umudumuzu yitirdiğimiz, yok olduğumuzu sandığımız bir dönemde küllerinden yeni bir devlet, yeni bir millet varlık buluyor.'' dedi.

Kurtuluş Savaşında Türk milleti olarak esareti reddettiğimizi dile getiren Aydın; ''Sil baştan mücadeleye başladık. O yıllar bir kahramanı, bir lideri, bir savaş dehasını, bir kanaat önderini ortaya çıkardı. Mustafa Kemal Atatürk. Atatürk Selanik doğumluydu; aynı Başbuğumuzun Kıbrıs doğumlu olması gibi ikisi de zor coğrafyalarda doğdular. Doğdukları coğrafyalarda işgaller yaşanıyordu, sıkıntılar yaşanıyordu. İşte o sıkıntılar onlara sonradan ‘lider olma’ vasfını kazandırdı.’’ cümlelerini kaydetti.

Alparslan Türkeş’in 25 Kasım 1917 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyetinde(Lefkoşa) doğduğunu 4 Nisan 1997 yılında ise vefat ettiğini kaydeden Aydın; Türkeş’in 80 yıllık yaşamının hep zorluklarla geçtiğini söyledi.

Ülkü ve Ülkeye Adanmış Bir ömür

Prof. Dr. Aydın şu cümleleri kaydetti:

‘’Ülkü ve ülkeye adanmış bir ömrün adıdır Alparslan Türkeş. Onun şahsında 2 bin 200 yıllık geçmişi olan Türk ebed-müddet geleneğinin her dönemine katkıda bulunan tüm devlet büyüklerimize rahmet diliyorum. Hepsini minnetle anıyor, şükranlarımızı sunuyoruz.

Alparslan Türkeş bir liderdi. Doğduğu coğrafya işgal altındaydı ve o veciz ifadeyle, manda ve himayelerin tartışıldığı bir dönemde dünyaya gelmişti. Osmanlı İmparatorluğunun yıkıldığı bir dönemde; Türkiye Cumhuriyeti Devleti küllerinden yeniden doğdu.

Zor bir coğrafyadayız, medeniyetlerin kesiştiği, doğduğu, yaşadığı, yok olduğu bir coğrafyadayız. Bütün inanç sistemlerinin ortaya çıktığı bir coğrafyadayız. Dolayısıyla stratejik bir coğrafyadayız.  Bu coğrafyada var olmak büyük bedeller istiyor. Türk milleti de 1900’lü yıların başından beri bu bedeli ödüyor.

Bir millet yeniden iradesini ortaya koydu ve cumhuriyeti inşa ettik. Yeniden bir Türk devlet geleneği varlığını sürdürdü. Bunu söylerken Mustafa Kemal büyük bir tarih şuuruyla hareket etti; kısacık ömrüne büyük başarılar sığdırdı. Ve 1940’lara geldiğimizde, maalesef Türkiye Cumhuriyeti Devletini idare edenler, kuzeyden esen özellikle Marksist rüzgârların da etkisinde kalarak bir anda kurucu iradenin olmazsa olmaz ilham kaynağı Türk milliyetçiliğini yok saymaya başlandılar.

Halbuki Mustafa Kemal lider olurken, büyük bir Türk Devleti hayali kurarken ilham kaynağı olarak Yusuf Akçura’yı ve Ziya Gökalp’i almıştı. Gökalp’e ‘benim fikir babam’ demişti. Gökalp ne demişti: ‘’Türkleşeceğiz, İslamlaşacağız, muasırlaşacağız.’’ Mustafa Kemal de evrensel değerlerle bezenmiş bir Türk milliyetçisiydi.

Rahmetli Başbuğumuzda sanki onun yarım bıraktığı o düsturu bozmadan, o halkanın devamıydı. Ama 1940’lı yıllar zor yıllardı; o yıllarda Kuva-i Milliyenin, ilke ve ülkülerinin özünü oluşturan Türk milliyetçiliği sekteye uğradı.

kamil aydın2

Bu rüzgarların sonucunda ne olmuştu. Türk milliyetçisiyim demek, Türküm demek sanki bir suç haline gelmişti. Ama Başbuğumuz yılmadı, yıkılmadı; tam tersine direncini artırarak bunu milli bir dava haline getirdi. İşte o yıllar Türkeş’i Türk dünyası liderliğine götüren adımların yavaş yavaş seslerinin yankılandığı yıllar oldu.

Sevgili Gençler, millileşmeden muasırlaşamazsınız; yani kendini bilmeden, kendini tanımadan, kendi değerlerine sahip çıkmadan evrensel değerleri tanımak mümkün değildir.

Bilge Kağan’dan Fatih’e, Atatürk’e hepsi bir ülkünün, bir idealin etrafında toplanmıştır. Türkeş de bu halkanın bir parçasıdır. Baktığınız zaman hayatı zorluklarla doludur. Çok düzenli, prestijli bir meslek sahibi iken bir anda milleti adına devletin ebed-müddet geleneğinin devam ettirilmesi adına her şeyden vazgeçip Türk gençliğini yeniden dirilişe hazırlamak için Anadolu’da bire bir temaslarda bulunmuştur.

Gençler ilim her şeyin temelidir, Başbuğ’un en çok önemsediği şeydir. Çünkü ilim insanın kendini bilmesidir. Vatanını sevmesidir. Milletine bağlılığıdır. Devletini sahiplenmesidir. Dolayısıyla biz ne yapacağız dilimizden zikri, kalbimizden duayı, bedenimizden de sabrı eksik etmeyeceğiz.  Sevgili Gençler Başbuğumuzun da dediği gibi sizler birer bayraksınız, onu yere düşürmeyin, lekelemeyin.’’

Program hatıra fotoğrafı çekimiyle son buldu.

Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü