Milli Mücadele Yolunda Amasya’nın Rolü Nedir?

Millî Mücadelenin ve Amasya Genelgesinin 100. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Millî Mücadele Yolunda Amasya konulu konferans düzenlendi. Saraydüzü Kışla Binası Millî Mücadele Müzesi ve Kongre Merkezinde düzenlenen konferansa İlimiz Valisi Vali Dr. Osman Varol, Amasya Milletvekili M. Levent Karahocagil, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Nihat Ergün, Belediye Başkanı Mehmet Sarı, Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı, il protokolü ve vatandaşlar katıldı.

IMG_5129

Ayaklarımıza Çarıkları Geçirip Vatanın Her Bir kayasını Müdafaa Edeceğiz

Türkiye Cumhuriyet tarihi alanında çalışmalar yapan Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serpil Sürmeli sunumunda milli mücadeleye giden yolda yaşanan gelişmeleri ve bu gelişmeler kapsamında Amasya’nın rolünü konuklarla paylaştı.

Prof. Dr. Sürmeli’nin konuşmasından öne çıkan cümleler ise şöyle:

‘’Birinci Dünya Savaşı sonrası 30 Ekim 1918’da imzalanan Mondros Mütarekesiyle ülkenin önemli stratejik mevkilerinin işgal edilmeye başlanmıştır. İtilaf devletleri ve özellikle İngilizlerin en önem verdiği bölgelerden biri Boğazlar Bölgesi olmuştur. 10 Kasım’da Çanakkale şehri ve Boğaz’ı işgal edilecek. 13 Kasım’da da İstanbul fiili olarak işgal edilecektir.

IMG_5110

İtilaf Devletlerinin atmış parçalık muazzam bir filoyla Boğazlara girmesi ve Yıldız Sarayına doğru ilerleyerek demirlemesi, halk arasında büyük bir üzüntüye sebebiyet verecektir. Aynı gün hiç vakit geçirmeden Karadeniz istihkamlarının ele geçirilmesi için çalışmalara başlanmıştır ve Anadolu kavağının her iki tarafındaki istihkamların işgali de 21 Kasım 1918’de tamamlanacaktır.

Ülkemiz sınırları içerisinde yaşayan Rumlar ve Ermenilerin de isyanları bu dönemlere denk gelir. Ayrıca İtilaf Devletlerinin Yunanistan’ın bağımsız olmasıyla birlikte Karadeniz’i kapsayan hatta bir Pontus Rum Devleti kurma hayalleri de yeniden canlanmıştır. Bu faaliyetlerin siyasi merkezi Trabzon iken çetecilik faaliyetleri ise Samsun çevresinde yoğunlaşmıştır. Bu bağlamada Ünye, Fatsa, Çarşamba, Sinop, Kavak Vezirköprü, Merzifon, Amasya, Erbaa, Tokat mıntıkasında organize bir çalışmanın olduğunu görüyoruz.

Azınlıkların devlet kurma hayaliyle ortaya çıkardığı asayişsizlik sorunu Samsun’u ve bütün bölgelerimizi etkileyecektir. Bunun üzerine Harbiye Nezareti 4 Aralık 1918’de ülkemizi dört asayiş bölgesine ayıracaktır. Samsun, Amasya ve Sivas bu dört asayiş bölgesinden birini teşkil eder.

Bölgede asayişi bozan azınlık unsurları olmasına rağmen Türk milleti kendi varlığını korumak için mücadele etme girişimine başladığı an, bu girişimler İstanbul’a ‘Türkler Rumları kesiyor’ şeklinde yansıyacak ve bu şekilde Samsun’a müdahaleleri arzulanacaktır.

IMG_5146

Şikayetlerin artması üzerine 6 Kasım 1919’da İtilaf Devletlerinin İstanbul’daki olağan toplantısında Samsun konusu gündeme alınacak ve Samsun’a asker çıkarılması gündeme gelecektir. 9 Mart 1919’da Samsun’a 200 asker çıkarılacaktır. Bunun ardından da bölgeye hem askeri ve sivil kontrol memurları gelmesiyle birlikte bölgede gizli toplantılar yapılmaya başlanacaktır.  Bütün kontrol subaylarının ilk etapta yaptığı tek şey hapishanelere müdahale edip hapishanelerdeki ne kadar Hristiyan unsur varsa çıkartmaktır.

Bu arada Amasya’da özellikle Mutasarrıf Hüseyin Sırrı Bey’i infiale getiren   bir olay gerçekleşecektir. Saat kulesindeki Türk bayrağının indirilip yerine İngiliz bayrağının asılması halkı galeyana getirecektir. Bu olaya tepki gösteren Hüseyin Sırrı Bey İstanbul’a şikâyet edilecektir. Daha sonra mutasarrıf olarak Amasya’ya Haydar Bey gelecektir.

Amasya’da Rum çetelerinin yanı sıra ayrıca hapishane kaçkınları ya da adi suçlardan hüküm giyenlerin yer aldığı çeteler ve asker kaçaklarının oluşturduğu irili ufaklı birçok çete grupları vardır.   

Bu çete faaliyetleri sonucu bölgede şikâyetler o kadar aratacaktır ki Osmanlı Hükümeti buraya asayiş problemini çözecek muktedir bir şahıs göndermeye karar verecektir. Bu şahıs Mustafa Kemal Paşa’nın ta kendisidir. Paşa 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkar ve altı gün burada kalır. Bu süre yazışmalarla geçer ve Paşa, İtilaf Devletlerince yakından takip altındadır. Bunun üzerin daha iç bölgelere Havza’ya geçer. Burada ilk kez halk ile temas eder. İngilizler burada da peşini bırakmaz ve Mustafa Kemal daha güvenli bir yer olan daha iç bölgelerdeki Amasya’ya geçerek çalışmalarını burada sürdürmek ister.

Mustafa Kemal, Amasya’ya geldiğinde çok büyük bir heyet tarafından karşılanır. Ulemadan, eşraftan, halktan, kadın, çocuk çoluk çok geniş bir karşılama olur.

Heyet, Saraydüzü Kışlasına yerleşir ve akşamında da hükümet konağında kendileri onuruna verilen iftar yemeğine katılırlar. Mustafa Kemal burada kayıtlara da geçen tarihi konuşmasını yapar.

Mustafa kemal Paşa Amasya halkına özetle şöyle seslenir:

‘Başta padişah olmak üzere İstanbul Hükümeti İtilaf Devletlerinin esareti altındadır. Önce İzmir, arkasından Manisa ve Aydın işgal edilmiştir. Bu işgaller gelecekteki tehlikenin açık bir göstergesidir. Bu tahammül edilmez acı gerçek karşısında Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri kurulmalı ve protesto telgrafları çekilmelidir.’ ifadesini kullanır ve devam eder.

‘Burası ve Havza ötesi Pontus oluyor, Sivas doğusu Ermenistan sınırlarına katılıyor. Memleket İngiliz mandası altına giriyor. Büyük Türk milleti böyle bir gerçek karşısında asla sessiz kalamaz ve bunu kabul edemez, asla esaret altına giremez!’ ifadesini kullanacaktır.

IMG_5154

Mustafa Kemal Paşa, konuşmasına ülkenin her tarafında hummalı çalışmaların başladığını, vatanperverlerin Anadolu’da milli cepheler kurduklarını, yine Güney’de Fransızlarla birlikte çalışan Ermenilere karşı saldırıların başladığını, Erzurum’da Ermenilere karşı mücadeleye girişildiğini söyler ve ekler:

‘Ey Amasyalılar ne duruyorsunuz her türlü milli haklarımızı korumak için Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuralım! Düşmanlarımızın Samsun’a çıkarma yapması halinde ayaklarımıza çarıklarımız çekip vatanın her bir kayasını müdafaa edeceğiz!’ 

Bu sözler Mustafa Kemal Paşa’yı Amasya’da karşılayan heyet çerisinde bulunan Arpacızade Hürrem Bey tarafından kayıt altına alınmıştır.

Hüsrev Gerede bu konuşmayla ilgili hatıralarında şöyle der: ‘Halk sorunu anladı ve bu girişimlerin particiliğin üstünde bir teşebbüs olduğunu idrak etti ve milli birliğin oluşturulması gerektiğini anladı.’

20 Haziran Cuma günü Beyazıt Caminde şehitler için Mevlit okutulur. Hüsrev Gerede, Amasya vaizi Abdülrahman Kâmil Efendi için şu ifadeyi kullanır: ‘Saygıdeğer, yaşlı ve vatanperver bir zat.’

Abdülrahman Kâmil Efendi Cuma namazı çıkışı halka hitaben milli örgütlenmenin gerektiğini, İstanbul’un kuşatılmış olduğunu, padişahın esir olduğunu, şahsi kindarlıklarla siyasi kutuplaşmaların dönemi olmadığını, mutlaka Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması gerektiğini içeren çok etkili bir konuşma yapar. Hüsrev Gerede hatıralarında Vaiz Efendi’nin konuşmasının çok etkili olduğunu ifade eder.

Amasya Tamimi, milli mücadelenin amacı, gerekçesi ve programını hazırlanmıştır. ‘Yurdun bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir.’ cümlesiyle bir teşhis konuluyor ve bu teşhise binaen neler yapılması gerektiği ortaya konuluyor.  Amasya Tamimi üç dört kişini imzaladığı bir metin değildir. 22 Haziran’da tüm ordu komutanlarına ve İstanbul’daki birtakım zevata Amasya Tamimi bildirilecektir ve onay alınacaktır.’’

Konferans sonunda Vali Dr. Osman Varol ve Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Süleyman Elmacı katkılarından dolayı Prof. Dr. Serpil Sürmeli’ye teşekkür ederek çiçek ve fidan dikme sertifikası takdim ettiler.

 Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü