İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu

Milli Marşımız İstiklal Marşının kabul edilişinin 98. yıl dönümü anısına ‘Milletin Sesi Mehmet Akif’ başlıklı bir panel düzenlendi. Panelde Milli Marşımızın yazarı Mehmet Akif’in edebi yönü, kişiliği, vatan sevgisi, milli mücadeleye desteği panelistlerce anlatıldı. İpekköy Yerleşkesi konferans salonunda düzenlenen etkinliğe gençler yoğun ilgi gösterdi.

Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Fatih Köksal’ın panelist başkanı olduğu etkinlikte üniversitemiz öğretim elemanlarından Doç. Dr. Serap Taşdemir, Dr. Öğretim Üyeleri Cavit Güzel, Ali Toraman ve Ümmügülsüm Tarakçı Gül konuşmacı olarak yer aldı.

İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu 01

Milli Uyandırıcılık Sürecinde Şair Mehmet Akif

Panelin ilk konuşmacısı Doç. Dr. Serap Taşdemir; Mehmet Akif’in yazdığı makalelerle, halkı aydınlatıcı konuşmalar yaparak Millî Mücadeleye destek verdiğini; İstanbul’da yapabileceği bir şey kalmayınca da Ankara’ya geçerek desteğini burada sürdürdüğünü ifade etti.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesiyle Padişah ve hükûmetin yenilgiyi kabul ederek Osmanlı ordularının teslim olduğunu dile getiren Doç. Dr. Taşdemir mütarekenin ardından işgal kuvvetleri komutanlığının idaresinde, yurdumuzun her tarafına asker çıkarılmaya başlandığını kaydetti.

Bu durum karşısında, bir an evvel milletteki çöküntünün giderilmesi ve milletin uyandırılması gerektiğini belirten Taşdemir; ‘’Samsun’dan Havzaya, Amasya’ya, Sivas ve Erzurum, sonra tekrar Sivas’a, oradan da Ankara’ya uzanan, bilinçli ve inançlı bir yolculuk yapan Mustafa Kemal Paşa, 23 Nisan 1920’de Millî Mücadeleyi kurumlaştırdı. Topyekûn savaşın, milli dirilişin adı haline dönüştürdü.’’ dedi.

İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu 02

Mütareke’nin ardından Anadolu ve Rumeli’deki dirilişin yanında yer alıp, konuşmaları ve yazıları ile halkı uyaran aydınlardan birinin de Mehmet Akif olduğunu ifade eden Taşdemir; Mehmet Akif’in Kastamonu ve civarında yaptığı faaliyetlerin ayrı bir değeri olduğunu söyledi.

Taşdemir şöyle devam etti:

‘’İstanbul’dan Anadolu’ya gemiyle gönderilen silahların ilk durak yeri İnebolu limanıdır. İnebolu’dan alınan silahlar, kağnılarla, at arabalarıyla, atların, katırların, eşeklerin sırtında Kastamonu’ya gelir, oradan bin bir zorlukla Ilgaz dağları aşılarak, Çankırı’ya ulaşırdı. Çankırı’da büyük kışlada toplanan bu cephaneler, aynı vasıtalarla Kalecik üzerinden Ankara’ya ulaştırılırdı. Silah sevkiyatının yapıldığı bu yola, tarihimizde “İstiklal Yolu” denilmektedir. Bu yolun kapanması halinde Ankara’ya ikmal yapılması imkânsız olurdu. İnebolu, Kastamonu ve Çankırı yolunun İstiklal savaşındaki önemi düşünülürse Akif’in bu bölgedeki halk üzerinde bilhassa durmasının sebebi anlaşılır.

Mehmet Akif, 15 Ekim 1920 Cuma günü Çankırı’da Ulu Cami olarak bilinen mabette bir vaaz verir. Bağımsızlığın ibadetten önce geldiğini ve hürriyet olmadan yapılan ibadetlerin kabul olmayacağını vurgulayan Mehmet Akif, 19 Ekim 1920 tarihinde Çankırı’dan Kastamonu’ya ulaşır ve burada yaklaşık iki ay kalır.

Akif, Kastamonu’da kaldığı müddetçe “Açıksöz” gazetesinde yazılarıyla fikirlerini yaymaya, halkı uyarmaya ve milli mücadeleyi desteklemeye gayret gösterir. Cehalete, bilgisizliğe, şuursuzluğa, tembelliğe şiddetle karşı çıkar.

Milletlerin “Topla, tüfekle, ordularla, tayyarelerle yıkılamayacağını” belirten Akif, “Milletler ancak aralarındaki bağlar çözülerek, herkes kendi başının derdine, kendi havasına, kendi menfaatini temin etmek sevdasına düştüğü zaman yıkılır.” demekte, ayrışma yüzünden yıkılıp giden Türk ve İslam devletlerinden örnekler verip, Müslümanların birbirlerine düşmemelerini, uyanıp mücadeleye katılmaları gerektiğini Kur’an’daki âyetlerle ispat etmektedir. Mehmet Akif’in Millî Mücadeleyi, bağımsızlık savaşını, bir manzum anıt halinde ortaya koyduğu İstiklal marşı ise başlı başına bir uyarılar metnidir.’’

İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu 03

Uyuyan Bir Toplumu Uyandırmaya Çalışan Bir Ses: Mehmet Akif

Dr. Öğretim Üyesi Ümmügülsüm Tarakçı Gül ise yaptığı sunumda Akif’in Türk toplumunda tespit ettiği en büyük sorunun, toplumun uyku halinde olması olarak gördüğünü söyledi. Akif’in Safahat’ta toplumda gördüğü yanlışları önce tespit ettiğini, sonra bu yanlışların neden yanlış olduklarını belirterek tahlil ettiğini ve en sonunda da bu yanlışların düzeltilmesi için teklifte bulunduğunu belirten Dr. Tarakçı Gül; ‘’Akif’e göre, Türk milleti asırlardır uyumaktadır. Ona göre bu uyku, ölüm uykusudur. Akif, milleti yattığı bu ölüm uykusundan uyandırmaya çalışan, bunun için adeta haykıran bir sestir. Akif, Safahat’inde, millete defalarca ‘Uyan!’ ihtarında bulunur. Akif’in milleti uyandırmaya çalıştığı gerçek, asrın en müthiş gerçeğidir. Bu gerçek, Batı’nın ilim yolunda gösterdiği gelişimdir. Asır, ilim asrıdır. Fakat bu asırda Şark, kendisini bütün dünyaya kapamış, kendi kabuğu içinde çürümektedir.’’ ifadelerini kullandı.

Akif’e göre felaketin başının ‘cehalet’ olduğunu kaydeden Dr. Tarakçı Gül; ‘’Akif, her türlü fenalığın başı olarak gördüğü cehaletin ortadan kaldırılmaması halinde ise elde ne dinin ne namusun ne de millet hayatının kalacağını belirtir. Akif, ayın, güneşin, yıldızların, yerin ve göğün, kısacası bütün bir kâinatın ve hatta Allah’ın dahi bin türlü tecellilerle durmadan çalıştığını ifade ederek Türk toplumunun ölüm uykusundan uyanıp ayağa kalmasını ve alın teri dökerek durmadan çalışması gerektiğini vurgular.

Akif, Safahat’ta bazı zümrelerden söz eder. Cehalet karanlığına saplanan bu zümrelerden birisi, günü birlik yaşayan, yarını hiç hesap etmeyen, dünya yıkılsa umurunda olmayan ve yanlış tevekkül anlayışıyla her şeyi Allah’a bırakanlardır. Cehalet sebebiyle uyku halinde olan bir diğer zümre ise ümitsizlik bataklığına saplanmış olanlardır. Akif, ümitsizliği inkârla bir tutar ve Allah’a inanan hiç kimsenin ümitsizlik bataklığına saplanmaması gerektiğini vurgular. Geçmişten örnekler vererek ecdadın asırlarca hiç durmadan çalıştığını söyler, uyuyan toplumu uyandırmaya ve ayağa kaldırmaya çalışır. Akif, istikbale doğru hızlı adımlarla koşan Batı’nın ayakları altında ezilmemek için ümitsizliğe kapılmadan azimle çalışıp kaybedilen zamanın telafi edilmesi gerektiğini ifade eder.’’ dedi.

Akif’e Göre Kültür ve Medeniyette İleri Gitmenin Tek Yolu Çalışmak

Dr. Öğretim Üyesi Ali Toraman yaptığı sunumla Mehmet Akif’in Türk kültürüne bakışını ele aldı. Mehmet Akif’in kendi döneminde birçok toplumsal ve siyasal meselelerle karşı karşıya geldiğini ve bunları dile getirdiğini söyleyen Dr. Toraman; Akif’in yaşadığı dönemdeki sorunlar ve meselelere bakışının onun fikir ve düşüncelerini, şiirlerinin konusunu oluşturmada etkili olduğunu söyledi.

Mehmet Akif Ersoy’un, Osmanlı Devleti’nin çöküşü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde yaşamış, geçiş dönemi şairlerimizden ve aydınlarımızdan olduğunu kaydeden Dr. Toraman; ‘’Mehmet Akif’in Türk kültürüne bakışı, en başta kültürel değerlerin korunması konusunda olmuş ve yabancı unsurların kültürel değerlerimizi işgal etmesine karşı çıkmıştır. Bu bakımdan Batılılaşmayı ve Batı medeniyeti eksenine girişi hem olumlu görür hem de bazı yönlerini eleştirir. Onun olumlu olarak kabul ettiği şey en başta Batı medeniyetinin ilim, fen, teknoloji ve sanat alanlarındaki gelişmişliğidir. Medeniyetin ilim, fen, teknoloji ve sanatını alırken, bunlarla birlikte Türk kültürünün manevi yapısının korunması gerektiğini dile getirmiş ve yazdığı şiirleriyle insanları bu konuda uyarmıştır.

İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu 04

Mehmet Akif’in milli kültürümüz konusunda dikkat çektiği konulardan birisi de aile yapısıyla ilgilidir. Toplumun ve kültürümüzün temel taşını ve çekirdeğini oluşturan ailenin gelenek ve görenekleri, kültürel değerleri koruması gerektiğini dile getirir. Aile yapısında meydana gelmiş bozukluklara da özellikle “Mahalle Kahvesi” ve “Meyhane” şiirlerinde değinir.

Kültürel konuda önemine değindiği bir başka mesele de eğitimdir. Uygarlığın ve kültürel değerlerin ilerlemesinde eğitimin önemine ayrıca dikkat çeker. İnanç ve kültürel konuda gelişmenin sadece eğitim ile yükselebileceğini düşünür. Ümitsiz, birbiriyle kavgalı, eğitimsiz, geleneklere, göreneklere körü körüne bağlı, kaderci, yeniliğe ve gelişmeye düşman insanların ancak eğitim ile düzeltilebileceğini düşünür.’’ cümlelerini kaydetti.

Toraman; Akif’e göre geçmişte olduğu gibi bugün de Doğu medeniyetinin yeniden yükselebileceğini bunun tek yolunun ise çalışmaktan geçtiğini söyledi.

Akif Kalem Bulamayınca Mısraları Dergâhın Duvarına Yazdı

Panelin son konuşmacısı Dr. Cavit Güzel İstiklal Marşı’nın yazılması ve Büyük Millet Meclisince seçimi hakkında bilgi verdi.

Dr. Güzel ‘’Anadolu’da şehirlerde ve cephelerde koşturan, özellikle askerlere moral vermek için büyük çaba sarf eden İrşat Heyeti üyeleri, Genel Kurmay Başkanı İsmet Paşa ile Garp Cephesinde görüşmüş, halkın ve askerlerin maneviyatını güçlendirecek bir milli marşın yazılması hususunu mütalaa etmişlerdi.  Aynı zamanda, yeni kurulan Ankara Hükümeti’nin de gelişen dış temasları ve diplomatik ilişkileri de bir milli marşa duyulan ihtiyacı güçlendirmekteydi.’’ dedi.

İstiklal Marşı için yarışmanın açıldığı günlerde Mehmet Akif’in görevli olarak Kastamonu’da çalıştığını kaydeden Güzel; Akif’in ödül fikrinden hoşlanmadığını ve yarışmaya katılmak istemediğini söyledi. Akif’in ödülün bir hayır kurumuna bağışlanması şartıyla yarışmaya katılmayı kabul ettiğini belirten Güzel; Akif’in İstiklal Marşı’nı ikamet ettiği Tacettin Dergâhında yazdığını ifade etti.

Akif kalem bulamadığı zaman İstiklal Marşı’nın mısralarını dergâhın duvarına yazdığını belirten Güzel; ‘’Herkesin sabırsızlıkla beklediği şiir on gün içerisinde tamamlanır ve 17 Şubat 1921 tarihinde Sebilürreşad Dergisinin ilk sayfasında Kahraman Ordumuza ithaf edilerek yayınlanır. Marşın kabulünden sonra, İstiklal Marşı’nın önemini şu sözlerle anlatılır: ‘Bu marş, bizim inkılabımızın ruhunu anlatır. İstiklal Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal. Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır. Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz!’’’ cümlelerini kaydetti.

Millî mücadeleye hep destek veren Akif’in Büyük Taaruz’un zaferle kazanılmasından sonra, kendisinden Mustafa Kemal Paşa hakkında bilgi isteyen Hakkı Tarık Us’a “Ben yemin etmem; fakat işte yemin ediyorum. Millî Mücadele’de onun yanında bulundum; yakından tanıdım. Vallahil’azim, eğer Mustafa Kemal Paşa olmasaydı bu zafer kazanılmazdı” dediğini söyleyen Dr. Güzel; İstiklal Marşı’nın 21 Mart 1921 tarihinde Resmî Gazete’nin ilk sayfasında yayınlandığını kaydetti.

Panelistlere konuşmalarından ötürü teşekkür eden Panel Başkanı Mehmet Fatih Köksal; gençlere seslenerek Türk milletinin her daraldığında, başı derde düştüğünde kendi bağrından kahramanlar gönül adamları çıkardığını, Mehmet Akif’in de bu değerlerin en önemlilerinden biri olduğunu söyledi.

İstiklal Marşı Bu Milletin Bağrından Doğdu 05

Gençlerden gelen soruları da cevaplandıran panelistlere Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Kemal Polat tarafından katılım sertifikası takdim edildi.

 

 Amasya Üniversitesi

Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü